27/05/2026
Kurban kelimesi, kökeni itibarıyla "yakınlaşmak" (kurbiyet) demektir. Lakin bu yakınlaşma, yalnızca zahiri bir ibadetle, kan akıtmakla elde edilecek kadar ucuz bir mertebe değildir. Kurban, insanın kendi içindeki engebeleri, masivayı (Allah'tan gayrı her şeyi) ve nefsani ihtirasları aradan çıkarıp, mutlak Varlık'a doğru attığı en samimi adımdır.
İbrahimce bir adanış; kalpteki tüm dünyevi bağları, en sevdiğini, gözünden sakındığını dahi "O"nun (c.c.) rızası uğruna feda edebilmektir. Bıçağı tutan elin titrememesi, Hakk'a olan muhabbetin, evlada olan muhabbeti aşmasının sırrıdır. Bugün bizlere düşen; içimizde putlaştırdığımız, uğruna ömrümüzü tükettiğimiz o görünmez "İsmail"lerimizi (makam, mal, şöhret, enaniyet) tespit edip, onları İbrahim'in bıçağıyla kesebilmektir.
İsmailce bir teslimiyet ise; "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın" diyebilme şuurudur. İlahi iradeye rıza göstermek, başa gelen her ne ise onun Hak'tan geldiğini bilip sükûnet bulmaktır. Bıçağın altındayken bile Rabbine itimadını yitirmemektir. Çünkü İsmail (a.s.) biliyordu ki; Allah'a teslim olanı ateş yakmaz, bıçak kesmez, deniz boğmaz.
Bugün kestiğimiz kurbanlar, şayet bizleri kibrimizden, bencilliğimizden, haset ve kinimizden arındırmıyorsa; o bıçak sadece nefsimizi değil, hakikatimizi de kanatıyor demektir. Hakiki bayram, nefsi kurban edip "Rıza" makamına erebilenlerin bayramıdır. Rabbim, her birimize İbrahim'in (a.s.) sadakatini, İsmail'in (a.s.) teslimiyetini nasip eylesin. Kalplerimizi kurbiyet (yakınlık) nuruyla aydınlatsın. Kurbanlarımız makbul, niyetlerimiz halis, bayramımız mübarek olsun.
Muhabbetle ve dua ile...